Her yazıma bu cümleyle başlamak artık keyif veriyor:
İzmir’den Aydın’a bakmak çok eğlenceli. Çünkü her şeyi çıplak gözle görebiliyorsunuz.
Mesela son günlerin gündemi STK seçimleri…
Kuşadası KUTO’da iki aday var. Bir tarafta yıllardır yönetimi elinde tutan Serdar Akdoğan, diğer tarafta Aydın’dan devşirilen yeni prenslerden Anıl Oto…
Kuşadası’nın yerel basını Akdoğan’ın yanında. Aydın’dan gelenler ise Anıl Oto’nun arkasında saf tutmuş durumda.
Son günlerde bu destek öylesine vıcıklaştı ki, artık perde arkasındaki güç de görünür hale geldi.
“Aydın benim, Aydın benim dediğim gibi yönetilir” diyen bir güç var.
İstiyor ki herkes onun senaryosuna göre oynasın, finalde de kazanan yine kendisi olsun.
Ama yeni yetmeler bunu anlamaz. Parayı güç, gücü de iktidar zannederler.
Akdoğan’a gelince…
Yılların kurdu. Ama insan bazen kendi arkasında çevrilen oyunu göremeyecek kadar oyunun içinde kalabiliyor. Etrafındaki bazı “destekçilerin” gerçekte kime hizmet ettiğini fark edememesi de bunun göstergesi.
Seçimi kazanacak gibi görünüyor.
Ama bu kez karşısındaki rakip yalnızca Anıl Oto değil.
Rakip, Aydın’dan Kuşadası’na uzanan o görünmez güç.
Hayırlısı olsun. Bakalım Akdoğan, 4 Ekim sabahına hâlâ başkan olarak mı uyanacak?
Aydın merkezde de manzara farklı değil.
Aynı güç, aynı hesap, aynı senaryo…
Fakat görünen köy kılavuz istemiyor.
Sen artık finişe gidiyorsun. Giderken de önüne geleni yakıp yıkıyorsun. En kötüsü, bu yangının bir gün seni de içine alacağını göremiyorsun.
Çünkü etrafındaki zehirli sarmaşıklar, artık ağacın dallarını değil, gövdesini sarmış durumda.
Ve bugün İzmir’den Aydın’a bakarken aklıma şu kıssa geliyor:
TİLKİ İLE SANSAR
Evvel zaman içinde kurnaz bir tilki ile açgözlü bir sansar varmış. Çıkarları olduğu sürece birbirlerinin en iyi dostuymuş.
Bir gün terk edilmiş bir kulübede bal dolu bir küp bulmuşlar. Tilki, balı yerken arada pencereden çıkıp gövdesini kontrol ediyormuş. Sansar ise kendini bala kaptırmış.
Tilki uyarmış:
“Yavaş ye. Şişersen bu pencereden çıkamayız.”
Sansar aldırmamış:
“Her koyun kendi bacağından asılır. Ben hakkımı sonuna kadar yerim.”
Derken çiftçinin ayak sesleri duyulmuş.
Tilki, ölçüsünü bildiği için pencereden sıvışıp kaçmış.
Sansar ise şişmiş göbeğiyle pencereye sıkışıp kalmış.
Arkasından bağırmış:
“Beni nasıl bırakırsın? Biz dost değil miydik?”
Tilki dönüp son sözünü söylemiş:
“Bizim dostluğumuz küpteki bal kadardı. Sen balı paylaşırken dostluğu bitirdin. Şimdi sıkıştığın pencereden seni ben çıkaramam.”
İzmir’den Aydın’a bakınca bazı hikâyelerin sonunu görmek gerçekten çok kolay.
Yeter ki bal küpünün başındaki açgözlülüğü, pencerenin ne kadar dar olduğunu ve çiftçinin ayak seslerini zamanında duyabilelim.
Yorumlar