Biraz uzun gibi görünse de Çerçioğlu’nun CHP’den Ak Parti’ye evrilen yolculuğunun son 400 metresi gibi bir olaydır bu yazı. Neden geçti?, ne oldu bitti?, hatta Ömer Günel’i Silivri’ye savuran sürecin bile son düzlüğü diyebiliriz. Bölüm bölüm gidelim anlaşılır olsun.
BÖLÜM 1 – 2024 YEREL SEÇİMLERİ ÖNCESİ
Hikâyenin başlangıcı, Kemal Kılıçdaroğlu döneminde yaşanan ve artık parti tabanında “yeter” noktasına gelen seçim mağlubiyetlerine dayanıyor. Hatırlayalım , CHP içinde başlayan değişim sürecinde genel başkan adayı olan Özgür Özel’in Aydın ziyaretinde dikkat çeken bir olay yaşanmıştı.
O günlerin anlı şanlı “topuklu efesi” Özlem Çerçioğlu’nun talimatıyla, il başkanlığı dahil neredeyse hiç kimse Özel’i karşılamaya gitmedi. Sadece bir kişi hariç, Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel.
İşte bu andan itibaren, Ömer Günel Çerçioğlu’nun hedef menzilindeydi, apaçık siyasi bir hedefti.
CHP’deki değişim sonucunda genel başkanlık koltuğuna Özgür Özel oturdu. Bu süreç, Çerçioğlu’nun Kılıçdaroğlu kaynaklı pervasız gücünün parti içinde zayıflamaya başladığının da işaretiydi. Daha önce genel başkan üzerinde etkili olabilen Çerçioğlu, bu gücünü kaybedince elbette ki farklı siyasi manevralar bulmalıydı. Denedi tabi ki, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak öne çıkan Ekrem İmamoğlu ile yakınlaşmaya yöneldi.
Yerel seçimler öncesinde aday belirleme sürecinde ise kendisini İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı için biçilmiş kaftan ve güçlü bir aday gibi göstermeye çalıştı. Ancak perde arkasında çok kritik bir diyalog yaşandı. Genel merkezden kendisine şu soru yöneltildi:
— “Senden sonra Aydın’da kimi aday gösterirsek kazanırız?”
Verdiği cevap netti: — “Ömer Günel.”
Bu cevap sadece bir isim önermek değildi; aynı zamanda Ömer Günel’in Aydın genelinde ne kadar güçlü bir siyasi figür olduğunu da ortaya koyuyordu. Nitekim hem genel merkez hem de farklı kaynaklar tarafından yaptırılan anketlerde Özlem Çerçioğlu’nun yerine aday gösterildiği takdirde seçimi kazanabilecek tek isim olarak Ömer Günel öne çıkmıştı.
İşte kırılma noktası tam olarak burasıydı. Çerçioğlu,” sevgili başkanım Ömer Günel noktasından” savaş boyalarını sürdüğü bambaşka bir noktaya savrulmuştu.
Çerçioğlu fena halde uyanmıştı. Ömer Günel artık sadece bir belediye başkanı değil, kendisinin koltuğunu tehdit eden en güçlü rakip haline gelmişti. Bu durum, onu potansiyel bir halef olmaktan çıkarıp “baş düşman” konumuna taşıdı.
Özlem Çerçioğlu açısından tablo tersine dönmüştü. Çok iyi tanıdığım Çerçioğlu artık tek ve en iyi becerdiği işi yapmaya başladı. Hem siyasi geleceğini hem de koltuğunu korumalıydı. Bildiniz, kuralsız savaşının startını verdi.
Yine hatırlayalım.2024’de CHP’nin en geç aday açıkladığı iki yer Aydın ve Kuşadasıy’dı. Son noktayı koyan Özgür Özel, “Kemal Kılıçdaroğlu’nun ilk adaylığını açıkladığı Aydın Büyükşehir Belediye Başkan adayımız Özlem Hanım’dır” diyerek Çerçioğlu’nun İzmir ihtimalini kapattı. Özlem Çerçioğlu Aydın’da kaldı. Ömer Günel ise Kuşadası adaylığını sürdürdü. Ve bu noktadan sonra süreç, siyasi rekabetten çıkıp açık bir çatışma dönemine dönüştü. Çerçioğlu hızlı ve güçlü saldırılara başladı.
BÖLÜM 2 – 2024 YEREL SEÇİM KAMPANYA DÖNEMİ
Aydın Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak yeniden gösterilen Özlem Çerçioğlu açısından seçim süreci beklenenden daha zorlu başladı. Parti içindeki güç dengelerinin değişmesi ve önceki bölümde ortaya çıkan kırılma, kampanya dönemine de doğrudan yansıdı.
Resmi olarak CHP’nin büyükşehir adayı olan Çerçioğlu’nun, il genelindeki tüm ilçelerde aktif rol alması bekleniyordu. Ancak sahadaki tablo bunun tam tersine işaret etti. Özellikle Kuşadası, bu süreçte dikkat çekici bir istisna oldu.
Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel’in kampanyasına Çerçioğlu’nun açık destek vermediği, hatta ilçede yürütülen çalışmalara mesafeli kaldığı yönünde yoğun eleştiriler dile getirildi. Kampanya boyunca Kuşadası’na sınırlı ziyaretler gerçekleştirmesi ve bu ziyaretlerde parti organizasyonlarından çok farklı temaslara yönelmesi, siyasi kulislerde sıkça tartışıldı.
Bu dönemde parti içindeki gerilim yalnızca yerel düzeyle sınırlı kalmadı. Bülent Tezcan ile yaşandığı iddia edilen görüş ayrılıkları da kamuoyuna yansıdı. Çerçioğlu’nun İzmir adaylığı sürecinde engellendiğini düşündüğü ve bu nedenle Tezcan’a karşı mesafeli bir tutum geliştirdiği sıkça dile getirildi.
Siyasi rekabetin sertleştiği bu süreçte, farklı aktörler üzerinden yürütülen tartışmalar da gündeme geldi. Bazı gazeteciler ve yorumcuların, taraflar arasında pozisyon aldığı; hatta zaman zaman çelişkili tutumlar sergilediği yönünde eleştiriler ortaya atıldı. Özellikle Ergun Poyraz gibi isimler üzerinden yürüyen polemikler, kampanya atmosferinin ne kadar sertleştiğini gösteren örneklerden biri olarak öne çıktı.
Öte yandan, seçim sürecinde farklı siyasi partilerle örtülü temaslar kurulduğuna dair iddialar da kamuoyunda yer buldu. Özellikle İYİ Parti adayı Behçet Alp ile ilgili ortaya atılan “örtülü iş birliği” söylemleri, dönemin en çok tartışılan konularından biri oldu. Bu iddialar kesinlik kazanmış verilerle doğrulanmasa da, seçim atmosferindeki güvensizliği artıran unsurlar arasında sayıldı.
Kampanya sürecinde dikkat çeken bir başka konu ise, reklam ve tanıtım faaliyetleri oldu. Açık hava reklam alanlarının kullanımıyla ilgili yaşanan gelişmeler, bazı kesimler tarafından “rekabeti zorlaştıran uygulamalar” olarak yorumlandı.
Tüm bu tartışmaların gölgesinde seçim süreci tamamlandı. Yoğun rekabet, karşılıklı suçlamalar ve sert söylemlerle geçen kampanyanın sonunda, Ömer Günel seçimi kazanmayı başardı.
Bu sonuç, yalnızca yerel bir seçim başarısı değil; aynı zamanda kampanya sürecindeki tüm gerilimlere rağmen elde edilmiş bir siyasi dayanıklılık örneği olarak değerlendirildi.
BÖLÜM 3 – SEÇİMLER SONRASI
Seçim sonuçlarının ardından Aydın ve özellikle Kuşadası’nda siyasi gerilim sona ermek yerine farklı bir boyuta taşındı.
Ömer Günel’in karşısında ki adaylara ve ittifaklara karşı yerel seçimden galip çıkması, Özlem Çerçioğlu ile olan ilişkilerin daha da gerilmesine neden oldu.
Özellikle Kuşadası sahillerindeki bazı uygulamalar, bu gerilimin somut örnekleri olarak gösterildi. Plajlardaki bazı altyapı unsurlarının kaldırılması ve ardından yeniden düzenlenmesi süreci, iki belediye arasında dolaylı bir çekişme olarak yorumlandı. Buna karşılık Kuşadası Belediyesi’nin hızlı müdahalelerle alternatif çözümler üretmesi, yerel yönetim anlayışı açısından dikkat çekici bulundu.
Altyapı hizmetleri konusunda da benzer tartışmalar gündeme geldi. Aydın Su ve Kanalizasyon İdaresi (ASKİ) üzerinden yürütülen hizmetlerde yaşanan aksaklıklar ve özellikle yaz sezonunda ortaya çıkan sorunlar, hem vatandaşlar hem de yerel basın tarafından eleştirildi. Ancak bu sorunların kaynağı ve sorumluluğu konusunda taraflar arasında farklı açıklamalar yapıldı.
Tüm bu gelişmeler yaşanırken, Ömer Günel’in kamuoyuna verdiği mesajlarda daha uzlaştırıcı ve hizmet odaklı bir dil kullanmaya çalıştığı; buna karşın Çerçioğlu cephesinde daha sert bir siyasi tutumun öne çıktığı yönünde yorumlar yapıldı.
Seçim sonrası dönemde dikkat çeken bir diğer başlık ise, devam eden soruşturmalar ve siyasi baskı iddiaları oldu.
Sonuç olarak; 2024 yerel seçimleri Aydın ve Kuşadası özelinde sadece bir seçim süreci değil, parti içi güç dengelerinin, kişisel rekabetlerin ve yerel yönetim anlayışlarının açık biçimde ortaya çıktığı bir dönem olarak kayıtlara geçti.
BÖLÜM 4 – TOPUKLAMA ZAMANI
Özgür Özel’in genel başkan seçilmesi, Özlem Çerçioğlu’nun CHP içinde istediği süreci yönetememesi ve Cumhurbaşkanı’nın CHP belediyeleri hakkında “silkeleyin” talimatıyla başlayan soruşturma ve tutuklamalar, bugün yaşanan sürecin son evresini oluşturdu.
Hakkındaki 14 soruşturma dosyası nedeniyle zaten uzun süredir sıkışmış durumda olan Çerçioğlu, Aziz İhsan Aktaş’ın itirafçı olmasıyla birlikte ciddi bir baskı hissetmeye başladı. Özgür Özel’in deyimiyle “Ben 6 m²’de kalamam” çıkışı ise bu sürecin sembol anlarından biri oldu.
Ancak bilinen bir gerçek var. 7 yıl yakının da çalıştım, Çerçioğlu’nun siyasetinde vefa duygusu ön planda değildir. Dün yoktur; her zaman kendisi ve yarını vardır. Takvimler 10 Ağustos’u gösterdiğinde transfer dedikoduları başladı. Hatta CHP’li ilçe başkanlarını toplayarak “benimle kim gelecek?” şeklinde bir iç hesaplaşma yaptığı da iddia edildi.
14 Ağustos sabahı ise ekranlara yansıdığı üzere, “başım dik, alnım açık” söylemleri ve Cumhurbaşkanı himayesinde TOKİ projelerini yükseltme vaatleri eşliğinde AKP’ye geçişini tamamladı. Geçiş töreninde diğer başkanlara rozetler Cumhurbaşkanı tarafından takılırken, Çerçioğlu’na rozetin bir partili tarafından takılması dikkat çekti ve kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
“CHP’li 344 bin oyu gasp etti” başlıklarıyla manşetlere taşınan bu gelişmenin ardından Çerçioğlu, daha önce planladığı stratejiyi devreye soktu. “Üzerimde imar rantı baskısı vardı, Kuşadası’nda imar rantına geçit vermeyeceğim” söylemleriyle kamuoyunu ikna etmeye çalıştı.
Ancak bu geçişin arka planında farklı beklenti iddiaları kamuoyunda ve basında dillendirildi. Neydi bu iddialar.
* Hakkındaki davaların düşürülmesi
* Eşinin ailesine ait şirketin kurtarılması
* Siyasi rakibi Ömer Günel’in etkisiz hale getirilmesi
Süreç içinde önce aile şirketinin finansal ve vergisel anlamda rahatlatıldığı, ardından davalarda beraat kararlarının gelmeye başladığı ileri sürüldü. Çerçioğlu’nun uzun süredir hedef aldığı Ömer Günel’in tutuklanması da yakın dönemde gerçekleşti; ancak buna rağmen beklediği siyasi sonucu tam anlamıyla elde edemedi.
Çünkü karar merkezi olan büyükşehir belediye meclisinde hâlâ yeterli güce sahip değil. Bence kendisine verilen sözlerin önemli bir kısmı yerine getirilmiş olsa da, kendi verdiği sözlerin karşılığını sahada bulamadı. Aksine oy oranında ciddi bir düşüş yaşandı.
İmar rantı tartışmalarında ise yetkinin büyükşehir belediyesinde olduğu gerçeği sıkça dile getirildi. Yani iddia edilen rant mekanizmasının sorumluluğu da doğrudan büyükşehir yönetimine aitti. Nitekim Ömer Günel, Çerçioğlu’nun güçlü olduğu Sultanhisar’da yapılan imar planı değişiklikleri üzerinden bu durumu gündeme taşıdı.
Bunun yanı sıra, devletin yaptığı hizmetleri kendi yapıyormuş gibi gösterme çabası da kamuoyunda karşılık bulmadı. Tüm bu gelişmelerin ardından Çerçioğlu için kullanılan “Aydın’ın topuklu efesi” ifadesi yerini “topuklayan başkan” söylemine bıraktı.
CHP genel başkanının ifade ettiği “ya katıl ya içeri atıl” formülünde “katılmayı” tercih ettiği öne sürülen Çerçioğlu’nun, 344 bin CHP seçmeninin oyunu temsil ettiği halde ciddi bir meşruiyet tartışmasıyla karşı karşıya kaldığı açık. Belediye meclisinde istediği kararları geçirememesi, kaynağı ve kullanım amacı net olmayan kredi taleplerinin reddedilmesi de bu sürecin göstergeleri arasında.
Bugün gelinen noktada Ömer Günel tutuklu , ancak kamuoyunda destek buluyor; Çerçioğlu’nun ise siyasi olarak sona yaklaştığı görülüyor.
Hani sarı binanın kıvrak trolü hikaye yazıyor ya, zaten anca hikaye yazar, alıp bunun da üstüne yazabilirse hikaye yazsın.
İlk kez bu kadar uzun yazdım mazur görün bitiriyorum. Algı, çengi takımı basenlerinden bambaşka hikayeler yazmaya çalışsa da ortada dolunay gibi duran gerçeği arada bir hatırlatmak lazım. İşte bu yazı o yazı…
Yorumlar